Ö’NÜN ÖYKÜSÜ (OLGU Ö)

Ö 21 yaşında, Açıköğretim İktisat öğrencisi, 1 aydır çalışmıyor, daha önce bir şirkette büro görevindeymiş. Anababa ve 18 yaşındaki erkek kardeşiyle kendi evlerinde oturuyor.

Geldiğinde yakınması; oturduğu odadaki eşyalardan, masa-dolap köşeleri, sehpa, sandalyeden korkuyor, bunların karşısında gözlerini kapatma gereksinimi duyuyor, bu eşyaların gözlerine, beynine gireceklerinden çekiniyor. Aslında böyle bir şey olmayacağını biliyor. Bu korkuları 3-4 yıldan beridir, 3-4 ayda bir ve gelip geçici nitelikteyken, son 1 ayda sıklaşmış ve her seferinde 10-30 dakika sürmeye başlamış. Ayrıca bu (kriz) sırasında kendisinin bunların üstüne düşeceğinden çekiniyor, her şey boşluktaymış gibisine geliyor.

Geriye doğru değerlendirdiğinde, ilkokuldan beri kendisinde eşcinsel özelliklerin olduğunu düşünüyor. O zamanlar 1-2 erkek arkadaşına hayranmış, gözlerinden etkileniyormuş. Ortaokuldayken aynı zamanda bir kıza da aşık olmuş. Şimdi, kendisini eşcinselliği baskın olan biseksüel biri gibi hissediyor. Bunu ilk olarak 1 yıl önce bir psikoloğa söylemiş. Sonra da bir rahatlama uzmanı, şimdiki hekimi ve babasına durumunu açıklamış. Bu açıklamları genellikle anlayışla karşılanmış; söylemediklerinden sadece annesinin onu anlamayıp inkar edeceğini düşünüyormuş. Cinsiyet değiştirme amacı yokmuş, sadece fantezi olarak aklına geldiği olmuş.

Takıntı düzeyine kadar çıkan bir titizliği varmış. 30 kez el yıkama, yatağının altını kontrol etme, evde insan var mı diye arama, aygazını kontol etme gibi. [A ilacını kullandıktan sonra belirgin düzelme olmuş.]

Kendisine kelimeleri yutuyormuş gibi geliyormuş, düzgün konuşamadığını hissediyormuş. Başlangıçta rahatlamak için alkol aldığı olmuş. Aldığı alkol korku krizlerine de iyi geliyormuş.

Zamanla başlangıçta hiç olmayan saplantıların ortaya çıktığını, birisi kaybolurken diğerinin belirdiğini, bir yerinden vurulunca başka yerinden değişen bir oyuncak gibi bir hastalık olduğunu söylüyor.

Çocukken annesinin evden kaçmasından, kardeşinin kaçırılmasından, babalarının onları baltayla kesmesinden korkarmış. İlkokuldayken dersleri iyi olduğıu halde öğretmeninden korkar, rezil olacağından, sorun çıkacağından çekinirmiş. Dinsel korkuları varmış. Cehennemden, işkence çekmekten korku gibi. Dişçiden takıntı derecesinde korkarmış Son zamanlarda AİDS olmaktan da korkar olmuş. Bir yeri ilk tanıdığında çok yadırgar, geç kabullenir ama daha sonra kopamazmış. İlkokuldayken, sevmediği arkadaşını bile mezuniyetten sonra göremeyeceği düşüncesi onu rahatsız ediyormuş.

Babası ve erkek kardeşiyle et yememe özelliği ortakmış. Bu, onca çok iyi bir özellikmiş. Annesini de etkilemeye çalışıyorlarmış. Annesinin babası despot bir çiftçiymiş. Çocukken bile annesine oyun izni vermezmiş. Annesi, babasına beddua edermiş. Anneannesi ise ezik, sürekli aşağılanan, sözünü dinletemeyen biriymiş. Annesi 2K3E kardeşin, iki erkekten sonra ilk kız olanıymış. İlk kız çocuk olmanın çok zor olduğunu söylermiş. 25 yaşındayken yarı-görücü usulüyle evlenmiş. Annesi, evlendikten sonra kayınpederine bakmak zorunda kalmış. Eltileriyle arasında çekememe sorunları olurmuş. Bu yüzden bir ruhsal rahatsızlığı olmuş. Bayılmalar, ağlamalar şeklinde. Kişilik olarak soğuk, akıllı, çoğu insanla iyi geçinen ve evde ipleri elinde tutan birisiymiş.

Babasının babası cömert, dengesiz, dürüst ve kararsız biriymiş. Önce çiftçiymiş, sonra İstanbul’a gelip bekçilik yapmış, sonra yeniden Silivri’ye dönüp çiftçiliğe devam etmiş. Babasının annesi, cimri, hesaplı kitaplı, kontrollü, fazla konuşmayan, hanım hanımcık, dürüst, dedikodu yapmayan, “ne zararı, ne faydası olan” birisiymiş. Babası 2K3E çocuğun dördüncüsü olarak doğmuş. Babası sakin, zeki, başarılı bir çocukmuş. İstanbul’da bulundukları sürede ortaokulu bitirmiş, daha sonra bırakılsa üniversiteyi de bitirebilirmiş. Düşünceli ve kimseyi kırmayan biriymiş. Maddi durumları iyi olmadığından kendisi para biriktirerek askere gitmiş; aynı şekilde evlenmiş. Kardeşlerine karşı alttan alırmış. İyi niyetli, saygılıymış. Aralarındaki en düşünceli, nazik, sevilip sayılanıymış. Kontrollü olmasıyla biraz annesine çekmiş. Sanki o aileden çıkmamış birisi gibiymiş. Babasının diğer erkek kardeşleri baba gibi patavatsızmış. Kız kardeşlerden biri erkeklere, diğeri soğukluğuyla babasına benzermiş.

Ö’nün anababası evlendikten sonra ailelerin arası genellikle resmi-soğuk kalmış. Annesinin eltileriyle geçimsizliği olmuş. Kendi aralarında ise annesi sinirli, babası içine atan biriymiş. Annesi babasını adeta yönetiyormuş. Babası o kızınca kızar, sakinleşince sakinleşirmiş. Aralarında hiç tartışma çıkmazmış. Annesinin ağlama krizleri için sağaltım gördüğü sıralarda o ilkokula gidiyormuş.

En eski anısı babaannesiyle birlikte kalmaları, tatil için çadır kurmaları ve denize girmeleri. Ö babaannesinin en sevdiği torunuymuş. Küçükken ona çok bakmış; babaannesiyle birlikte yattığı olurmuş. Babaanne bulup buluşturur, her istediğini yaparmış.

Bir anısı da, teyzesinin düğününde kar yağmış. Kına gecesinde bir erkek kadın kılığına girmiş.

Çocukken annesi o yaramazlık yapmasın diye evden kaçacağını söylermiş. Ö bundan çok ürkmüş, çekingen olmuş. Aslında yaramaz bir çocukmuş. Vitrinden oyuncaklarını indirir, kırarmış. Annesi de ona dayak atarmış. Babası annesinin çocuk dövmesinden hoşlanmaz, yanındayken dövdürmezmiş. Felaket oyuncaklar alır, derslerine de yardım edermiş. Örneğin hiçbir çocukta olmayan pilli, havlayan bir köpeği varmış. Oyuncak açısından çok rahat etmiş. Babası kardeşiyle onunla olduğu kadar ilgilenmezmiş. Annesi, oyuncaklar israf oluyor, kırılıyor, başka çocuklar oynuyor diye karşı çıkarmış.

Annesi çok titiz olduğu için Ö’yü hanım evladı gibi yetiştirmiş. Sürekli temizlesin, giydirsin, herkesin çocuğundan farklı yapsın diye uğraşırmış. Bu hem hoşmuş, hem değil. Öğretmenler bu halini seviyorlarmış. Hem kıskanan, hem özenen arkadaşları varmış.

Daha ilkokuldan başlayarak öğretmenlerinden korkuyormuş. Tahtaya kalkamaz, parmak kaldıramazmış. Derslerden sadece resim ve edebiyatı severmiş, aslında çalışkan bir öğrenciymiş. Öğretmenler babasını çağırmışlar, anababası onu bazı pedagog ve psikologlara götürmüşler. Onlar pek bir şeyi olmadığını söylemiş. Daha ilkokuldayken hastalık korkusu, kuduz olma korkusu, kardeşinin kaybolması korkusu, yutkunamama korkusu varmış. Yutkunamama olayı kardeşinde de varmış, hatta bir kez acile götürmek zorunda kalmışlar. Ortaokuldayken kontrol etme başlamış. Kardeşini de göz hapsinde tutarmış, diğeri bunu oyun sanırmış. Yatak altına bakmalar başlamış. Altında hırsız, yaratık bulacağını sanıyormuş. Yumurta şeklinde bir yüz gördüğü fantezileri olurmuş. Bu yüzün pencereden ona bakacağını sanırmış. Korku filmi izlemekten çok çekinir, elinde yastığı, siper ederek film izlermiş.

Ortaokuldayken eşcinsellik duyguları gelmiş. Bu onda rezillik, aşağılık duyguları yaratıyormuş. İlk mastürbasyon orgazmını 12-13 yaşlarında yaşamış. Önceleri rüyasında boşalırmış. Gördüğü sarı bir sıvı gibiymiş. Bunun tam tamına aradığı zevk olduğunu düşünmüş. İlk olarak annesine anlatmış. Annesi artık erkek olduğunu, banyo yapmasını söylemiş. Çok sık boşalırmış. Banyo yapmaktan eklemleri ağrımış. Mastürbasyon sırasında erkek hayali kurar; sapık, rezil olduğunu düşünür, günahından ötürü yanacağını sanırmış. Bir yerde yunuslarda da eşcinsellik görüldüğünü okuyunca kendini sevmeye başlamış. Çünkü yunus kutsal hayvanmış. Giderek dinsel inançlarını atmış. Ruhçuluk ve felsefeyle ilgilenmeye başlamış. İnsanın Tanrının parçaları olduğuna, tekrar doğuşa inanmış. Budizmle de ilgilenmiş. Doğuştan gelen bir haksızlık olduğundan, bunun giderilmesi için tekrar doğuş gerekliymiş. Belki buna işine gelidği için inanıyormuş. Artık ölümden korkmuyormuş.

Hayvanların kulanıldıkları düşüncesiyle et yiyemiyormuş. Bu çocukluğundan beri böyleymiş. Kurban bayramlarında çok rahatsız olurmuş. Son zamanlarda “Hayvan Hakları” adlı bir kitap okumuş. İngiltere’de 20 milyon vejetaryen olduğunu, hayvan haklarını koruyan terör örgütü olduğunu öğrenmiş, ve çok özenmiş. Türkiye’de bulunmaktan utanmış, intihar etmeyi bile düşünmüş. Ete karşı tiksintisi artmış. Kasapları da makinalı tüfekle taramak istemiş. Babası ve kardeşiyle birlilkte annesini de etkilemeye başlamışlar. Ö kendisi bir sineği bile öldüremezmiş.

Armağan: Sürpriz yapmayı severmiş, hoşa gidecek ufak şeyler armağan edermiş. Ebruli kartlar, Türk Lokumu, örme terlikler. Türk çorbaları olan bir paketi Japonya’ya festivalde tanıştığı birine göndermiş. Kitap, kaset, disk, afiş gibi ufak şeylere sevinirmiş.

Para: Çok zengin olmak mutsuzluğu çağrıştırıp onu korkuturmuş. Nadir olarak dostlarından borç alır, alırken rahat olurmuş. Borç verir, geri ödenmezse aptal yerine konduğunu düşünürse hakkını bırakmaz, pişman edecek şekilde bozarmış.

Şimdi, genelde iyi. B ilacını kullanıyor. Alkolik bir aile dostlarının spor mağazasında sorumlu olarak çalışıyor. Haftada 7 gün sabah 9:00, akşam 8:00. 26 yaşında kendinden daha efemine T adlı biriyle 2 aydır birlikteler. Haftanın 3-4 günü birlikte kiraladıkları dairede kalıyorlar. Onunla çok çok büyük bir aşk yaşıyorlar, her şeyin bu kadar iyi gitmesi kendisini korkutuyor. Çevrelerinde örnek gösterilen bir çift olmuşlar. Eşcinsel barlarına gidiyor. Eskiden tiksinirmiş, şimdi ortaklık duygusuyla rahatlıyormuş. Genelde pek ilişkiye girmezmiş. Ancak çok sevdiği insanlarla cinsel ilişki kuruyormuş. İlişkide aktif de pasif de olabiliyor. Askere gitmeyeceğini, yüzük takacağını kardeşine anlatmış. Kardeşi anlayışlı değilmiş. Durumu aile içinde genelde kabul görüyormuş. Annesi de kabullenmeye başlamış.

İnsanlar onu başlangıçta yadırgarlar, soğuk bulurlar, sonra çok güvenirlermiş. Kendini duygusal birisi olarak görüyor ve üstün hissediyor.

Ö’NÜN ÖYKÜSÜ (OLGU Ö)” üzerine 2 düşünce

  1. OYK

    Aile yaşamının bir çocuğun nasıl bir birey olacağını ne derece etkileyebileceğini gösteren bir yazı. Annenin çok titiz oluşu ve bunu cocuga sürekli temiz olsun, temiz giyinsin çabası çocukta gelişen obsesyona sebep olmuş. Anneler birakin cocuklariniz kirlensin . Eline birşey sürüldüğünde ” pis o elleme, iğrenç, çabuk temizle yoksa elin kurtlanır ” gibi cümleler kurmayın. Annenin sürekli gitmekle tehdit ettiği bir çocugun çekingen ve korkak bir birey olmaması şaşırtıcı olurdu zaten. Aynı zamanda bu çocuklarda ilerde birine bağlanma, sevgi , güven konusunda da problemler görülebilir. Yazıyla ilgili söylenecek çok fazla şey var ama genel olarak annenin bir çocuğu yetiştirmesinde ne derece önemli bir yere sahip olduğunu görebiliyoruz.

  2. ayla yılmaz

    merhaba admin arama motorlarında bulamadığım içeriği burada buldum teşekkür ederim size sitenizi takip listeme aldım zaman zaman ziyaret edeceğim iyi çalışmalar.

Yorumlar kapalı.